HIV ve AIDS Nedir? – HIV Virüsünün Evreleri

0
166
HIV ve AIDS Nedir? - HIV Virüsünün Evreleri
HIV ve AIDS Nedir? - HIV Virüsünün Evreleri

HIV ve AIDS ile ilgili ne kadar çok bilgi sahibi olursanız, korku ve endişeleriniz o kadar çabuk azalır. HIV enfeksiyonu işe baş edebilmeniz için, virüsün olası etkilerini çok iyi bilmeniz gerekir.

HIV enfeksiyonu ile ilgili açıklayıcı tüm bilgileri sitemiz üzerinden edinebilirsiniz.

HIV – AIDS Nedir?

HIV kelimesinin açılımı, “Human Immunodeficiency Virus” (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) şeklindedir. Bu ifade, bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilen bir virüs anlamına gelmektedir. HIV pozitif bireyler “HIV pozitif”, “HIV enfekte” veya “HIV ile yaşayan” olarak adlandırılır.

AIDS ise “Acquired Immunodeficiency Syndrome” (Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) kelimelerinin kısaltmasıdır. HIV enfeksiyonunun bağışıklık sistemini yetersiz hale getirdiği ve hastalık belirtilerinin başladığı duruma verilen isimdir.

HIV ile AIDS arasındaki Fark Nedir?
HIV ile AIDS arasındaki Fark Nedir?

HIV ile AIDS arasındaki Fark Nedir?

HIV ve AIDS arasındaki fark pek bilinmez. HIV, doğrudan bağışıklık sistemine zarar verir. AIDS ise HIV’ın tedavi ile baskılanmadığı durumda, bağışıklık sistemini zayıflatmasından sonra ortaya çıkan hastalıklar bütününe verilen isimdir.

HIV vücuda girdikten sonra, kişinin bağışıklık siteminin durumuna göre uzun yıllar herhangi bir belirti göstermeden varlığını sürdürebilir. Erken dönemde ilaç ile tedavisine başlayan HIV pozitifler, hiçbir zaman AIDS evresine gelmeden sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürler. Geç HIV tanısı konulmuş ve AIDS evresine gelmiş hastalar ilaç tedavisi ile sağlıklarına geri kavuşabilirler.

HIV ilk olarak ABD’de 1981 yılında keşfedilmiş bir hastalıktır. Türkiye’de ise HIV 1985 yılında ilk defa görülmüştür. HIV ve AIDS 

HIV vücuda girdiğinde tedavi edilmez ise ortaya çıkan hastalıkların bütününe AIDS adı verilir. AIDS hastalık değil, hastalıkların bütünüdür. HIV ve AIDS pozitif kişilere karşı genellikle yanlış ifade ve davranış gösterilir. AIDS’e AIDS hastası ya da AIDS hastalığı söylemi doğru bir ifade değildir.

HIV'e Karşı Bağışıklık Sitemi Nasıl Çalışır?
HIV’e Karşı Bağışıklık Sitemi Nasıl Çalışır?

Bağışıklık Sistemi Nedir?

Bağışıklık sistemi, vücudu hastalıklara karşı koruyan sisteme denilir. Virüsler ise hücreler içerisinde yaşaması zorunlu canlılardır. Örneğin, vücudunuza grip virüsü girdiğinde, bağışıklık sisteminiz derhal savunma hücreleri ve kimyasallar üretmeye başlar. Birkaç gün halsizlik, burun akıntısı, burun tıkanıklığı gibi şikayetleriniz olur. Fakat sonuçta, bağışıklık sisteminiz virüs ile enfekte hücreleri öldürür veya virüsleri kontrol altına alır ve şikayetleriniz geçer.

HIV’de durum farklıdır. 

HIV’e Karşı Bağışıklık Sitemi Nasıl Çalışır?

HIV diğer tüm virüslerden farklı olarak, doğrudan bağışıklık sitemi hücrelerini yani CD4 veya T hücrelerini hedef alır. Bağışıklık sisteminin iyi çalışamadığı veya yetersiz kaldığı durumlarda, HIV ile enfekte olmayan kişilerde herhangi bir hastalık yaratmayan bakteri, virüs, mantar veya parazit gibi bazı mikroplarla enfeksiyonlar ve bazı kanserler oluşmaya başlar.

Bağışıklık sisteminin en önemli hücreleri olan lökositler (Beyaz Kan Hücreleri) vücudun enfeksiyonlarla savaşmasında en önemli hücrelerdir. Bunlar lenfosit, nötrofil, eozinofil, bazofil ve monosit adı alt gruplara ayrılır.

Lenfositler B lenfositleri ve T lenfositleri olamak üzere iki çeşittir. T lenfositlerinin en önemli alt grupları T4(CD4) ve T8 (CD8) lenfositleridir. HIV’ın başlıca etkilediği hücreler CD4 hücreleridir. CD4 hücreleri vücudun mikroplara ve kanserle savaşmasında en etkili hücrelerdir. Virüs vücuda girdikten sonra doğruca CD4 hücrelerinin içine girer ve orada çoğalır. Bağışıklık sistemi normal olan kişilerde CD4 hücre sayısı mm3’de 600-1500 arasındadır.

HIV'ın evreleri
HIV’ın evreleri

HIV’ın vücuda girmesinden sonra kişinin hastalık belirtilerini gösterdiği yani AIDS aşamasına gelene kadar 7 evre vardır.

  1. HIV’ın bulaşması
  2. Birincil HIV enfeksiyonu (Akut HIV enfeksiyonu)
  3. Serokonverisyon
  4. Asemptomatik (Bulgusuz dönem)
  5. Erken semptomik dönem (Erken Bulgulu Dönem)
  6. Geç semptomik dönem (AIDS)
  7. İleri evre

Bu evrelerin süreleri kişiden kişiye değişebilir. Başlangıçtan itibaren hiç tedavi görmeyen vakalrad HIV kan nakli ile bulaşmışsa ortalama 1-2 yıl, cinsel yol ile bulaşmışsa da 8-10 yıl içerisinde AIDS dönemine gelebilir.

HIV'ın Bulaşma Yolları
HIV’ın Bulaşma Yolları

HIV’ın Bulaşma Yolları

Cinsel ilişki :

HIV enfeksiyonunun en yaygın bulaşma şekli cinsel ilişkidir. Korunmasız anal, vajinal ve oral cinsel ilişki sırasında virüs vücuda girebilir. Heteroseksüel, Homoseksüel, biseksüel her tip ilişki ile HIV vücuda bulaşabilir.

HIV bulaşması için, HIV pozitif bir kişi ile tek bir cinsel temas bile yeterli olabilmektedir. Korunmasız anal cinsel temasda bulaşma riski normale göre daha fazladır.

Kan ve kan ürünleri:

İçinde virüs bulunan kan veya kan ürünlerinin nakli ya da organ nakilleriyle bulaşma olabilmektedir. Ancak organ nakli, kan nakli gibi işlemlerin öncesinde kişinin HIV yönünden test edilmesi zorunlu hale geldiğinden dolayı bu yol ile hastalığın bulaşması yok denecek kadar azdır.

Ortak enjektör, iğne kullanımı ile de HIV bulaşabilir.

Anneden bebeğe:

HIV gebelik süresince, doğum sırasında ve emzirme ile bebeğe geçebilmektedir. Bu olasılık gerekli önlemler alınmadığı takdirde %30 civarındadır. Ancak HIV pozitif anne gebeliği süresince tedaviye devam ederse bu oran %0,5’in altına kadar düşürülebilmektedir. HIV pozitif kişinin doğumunun sezaryen ile yapılması önerilmektedir. Bebeğin doğumdan sonra belirli bir dönem tedavi altına alınması, hekim kontrolü altında olması gerekmektedir. Emzirme ile HIV bulaşabileceğinden dolayı anne bebeğini emzirmemelidir.

HIV steril kurallarına uyulmadan yapılan vücut deldirme, dövme, akupunktur, ustura ve benzeri aletler ile yapılan işlemler ile de bulaşabilir. Ancak bu ihtimal yukarıda belirttiğimiz yollara göre çok daha düşük risk içermektedir.

HIV, tokalaşma, öpüşme, sarılma veya aynı ortamda bulunma bulaşmaz. HIV pozitif birisi ile aynı iş yerinde çalışma, ortak tuvalet kullanımı, ortak havuz veya benzeri alanların kullanımı ile sosyal hayatta bulunduğu diğer kişilere bulaşmaz.

Birincil HIV Enfeksiyonu Dönemi
Birincil HIV Enfeksiyonu Dönemi

Birincil HIV Enfeksiyonu Dönemi (Primer Dönem)

HIV ile karşılaştıktan 3-4 hafta içerisinde, hastaların yüzde 40-60’ın belirtiler başlar. Bu dönemde klinik bulgular, HIV enfeksiyonuna özgü değildir. Yani başka hastalıkların belirtileri ile aynı belirtileri gösterebilir.

HIV’in belirtileri

Yüksek ateş, lenf bezlerinde büyüme, farenjit, deri döküntüleri, kas veya eklem ağrısı, ishal, sık baş ağrısı, bulantı ve kusma, karaciğer ve dalak büyümesi, pamukçuk. Bazı vakalarda menenjit, ensefalit sinir sistemi bulgularına da rastlanır. Bütün bulgular yaklaşık 3-4 hafta içerisinde tedavi gerektirmeden geçer. Akut enfeksiyon döneminden itibaren kişi bulaştırıcıdır. Bu dönemde hastalık belirtileri viral birçok hastalık belirtilerine benzediği için HIV akla gelmez. O yüzden hastaların çoğu, bu evreyi geçirdiğini hatırlayamaz. Bu evreyi yukarıdaki belirtilerin bir ya da birkaçını geçirmeden HIV bulaşmış istisnai durumlar da olabilir.

HIV'in belirtileri
HIV’in belirtileri

Virüs ile karşılaştıktan sonraki 3-4 haftalık sürede hastada kırıklık, ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı gibi belirtiler başlar.

Bu dönemde yapılan Anti HIV testleri genellikle negatif sonuç verir. Bulaştırma riski bu dönemde oldukça yüksektir.

Serekonversiyon dönemi

HIV vücuda girdikten 2-12 hafta içinde HIV’e karşı “antikor” gelişir. Bunlara anti HIV adı verilir. Dünyada yaygın olarak kullanılan ELISA testlerinde, kanda bu antikorlar araştırılmaktadır. Bu dönemde çoğu kişi, tesadüfen yapılan bir kan testi ile teşhis yapılır. Bu antiktorlar, hastalığın ilerlemesini durdurmaz. Bulaştırıcılık bu dönem de devam etmektedir.

Asemptomatik dönem (Bulgusuz dönem)

Bu dönemde kişide, uzun yıllar boyunca hiçbir belirti ve bulgu yoktur. Ancak bulaştırıcılık sürmektedir. Virüs, vucutta çoğalmaya devam eder. Kişinin bağışıklık durumuna göre yapılan takipler esnasında, doktorlar tarafından tarafından gerekli görülen tedavi başlanılır. Bu dönemde verilen tedaviye uyum son derece önemlidir.

Erken semptomatik dönem
Erken semptomatik dönem

Erken semptomatik dönem (Erken bulgulu dönem)

Hastalarda ilk kez doktora başvurmalarına neden olan belirtilerin başladığı dönemdir. Tedavi görmeyen hastalarda veya tedaviye dirençli vakalarda belli bir süre sonra HIV’e bağlı belirtiler ortaya çıkabilir. Halsizlik, baş ağrısı, kilo kaybı, nedeni bulunamayan ateş, bir aydan uzun süren ve tedavi edilemeyen ishal, diredi pullanmalar en sık karşılaşılan belirtiler arasındadır. CD4 hücre (bağışıklık sistemi) sayımı ile beraber, kandaki virüs miktarını gösteren viral yük tayininin yapılması ve tedavinin bu parametrelere göre planlanması gerekir.

Geç semptomatik dönem (AIDS)

Bu dönemde, bağışıklık sitemi yetmezliğine ilişkin belirtiler belirgin hale gelir. HIV negatif kişilerde, insanlarda hastalık etkeni olmayan bazı mikroorganizmalar (virüsler, mantarlar, parazitler) hastalık oluşturmaya başlar. Bunlara “fırsatçı enfeksiyonlar” denir. Yine bu dönemde özel kanser türleri ortaya çıkabilir. Bunlara da “fırsatçı kanserler” denir. Günümüzde AIDS evresine gelmiş kişiler, Antiretroviral (HIV’ı baskılayan) tedaviler ile sağlıklarına geri kavuşabilmekte ve bulgusuz döneme dönebilmektedirler.

İleri evre
İleri evre

İleri evre

Hastalığa bağlı olarak kaslarda erime ve belirgin sinir sistemi tutulmaları ortaya çıkar. Bu hastalığın son dönemidir ve bu aşamaya kadar tedai görmemiş kişilerin durumu çoğunlukla ölümle sonuçlanmaktadır.